sana anlatılmamış masalların birindeydim
bilmezsin brest’te yaşadığım aşkları
siyam’ı
savaşını
gecesini
gündüzünü
öğle sonrası dağ eteklerinin altına saklanışımı
ve bacak arasından kaçan acılarımı..
bu yüzden sevmedim seni..
* "et ne m'en veux pas si je te tutoie / je dis tu a tous ceux que j'aime",
* “sen diye hitap ettiğim için sakın bana kızma / ben tüm sevdiklerime sen derim"
anlatılmamış bir masalın ortasına düştün ne yazık
görevin dizginleri kopmuş bir hayvanı sevmekti
sevdin de!
siyam sokağında seviştin
en nahif bakışını bıraktın onda
bir elinde kalem, gözünde gözlük ve dizine yapışmış yarım kağıtta
yazılıydın sen..
sen yalnızca yazılabilen kadardın.
yazılabilmenin ne demek olduğunu bilendin.
kelimeleri bilenmiş keskin ağızlı
konuştukça böbrek taşları dökülen
konuştukça ses telleri titreyen
mor saçlı kahve gözlü masal kızı..
kasabanın kil toprağına tükürsen
evleri su basardı
bu yüzden sevmedim seni
bu yüzden sutyeninde
fonetik deformasyonlar yaşanırdı
eskimiş gönlümden sökülürdün sen
bir bir
ben istemeden..
chevrolet’imize biner
sonra beğenmeyip malibuyu kapardık
karalanmış gündüzdü gece
ay, güneşin çıplağıydı
ve her karanlıkta kasaba,
güzel kadınların aşığıydı..
masala göre bin bir gece sürecekti aşkımız
sen saçlarından süpürge yapıp
kalbimin tozunu alacaktın,
ben senariste çağımızdan söz edecektim.
eskimiş bir aşktın sen
bu yüzden
bu yüzden sevmedim seni..
göğüslerin
bir fahişeyi solladığında
dört yüz seksen üçüncü sayfanın baş paragrafındaydık
masala göre üç
sana göre hiç çocuğun vardı
bana göre
kasabanın meydanına bırakılmış bütün piçler senindi
sayfa sayfa doğuyorlardı onlar
bedenler seviştirilmeden
gece terlemeden
ve sen kasabanın kil toprağına tükürmeden..
sana anlatılmamış masalların birindeydim kadın!
ne yazık ki ortasına düştün salya sümük aşkın
bilemezsin
siyam’ı
savaşını
gecesini
gündüzünü
öğle sonrası dağ eteklerinin altına saklanışımı
ve bacak arasından kaçan acılarımı..
her sayfa başka bir mevsim
her paragraf sevimsiz ..
bu yüzden sevmedim seni..
* "rappele toi barbara,
il pleuvait sans cesse
sur brest, ce jour la..."
* jacques prevert
Kaan Özer` 26 Tem. 06
- anasayfailk hede
- gölgelerşiirin gölgesi
- kelime sevişmenleriDeneme ve serbest yazınlar
- tribal enfeksiyonKısa kısa...
- söyleşileryapılan söyleşiler
- kitaplarbasılı yayınlar
- iletişimyazara ulaşın
- biyografituhaf zamanlar
- ziyaretçi defterini okuziyaretçi defterini oku
- ziyaretçi defterine yazziyaretçi defterine yaz
- evrak çantasıevrak çantası
- gecelikgecelik
- giriş / kayıtgiriş yap / kayıt ol




Yorumla
"Işıl ışıl mutlu sırılsıklam" Brest; engin bir okyanusu izler, sıcak bir fransız kızıdır ama her dalgada okyanus serinliği çarpar yüzüne. Bir şiirin içinde nasıl gezilir unutmuşum… Keyifle okudum.
Hava yağmurlu ve gri Ankara'da yine de …
Bu sevda
Birdenbire saran içimizi
Bu narin
bu sımsıcak
Bu umutsuz
Sevda
Gün gibi güzel
Ve kabaran deniz gibi
Çalkantılı
Bu sevda
O kadar gerçek
O kadar güzel
O kadar mutlu
O kadar sevinçli
…
Jacques PRÉVERT
Orhan Suda çevirisi
Havalar iyice bozmadan kaleye gitmeli, prinçhanda gezip sahibininin sesinden plaklar alınmalı sonra eski bir pikap bulunup bir şişe şarap açılmalı:)
Yok yok kaçırmışım ama dönüp dönüp okuyacağım bu şiiri.
Ben çok sevdim bu şiiri
Sen sevmediysen de onu, ben çok sevdim bu şiiri.
Bu şiiri, bu şiiri, belliyorum bakmayın!
Sev(g)iyle, sen hep yazasın~~~
Ben çok sevdim bu şiiri
Ben çok sevdim bu şiiri
Okumakta dinlemek kadar güzeldi. Sevgiler.