Birkaç gün önce, birkaç yaşamı yine sırtıma yüklemiş yürüyordum. Hangi kimliğimle hangi kimliğime doğru; bilmiyorum..
Üzerinden asırlar geçmiş ve aslında bir asrın nasıl geçtiğini bilmeyen ama yine de asırlar geçtiğine kendini inandırmış bir kadınla beraber hem de. Adı sürekli değişiyor, bir asır geride Mehlîka, bir asır ileri de, yağmur… Bakma, bende bir asrın nasıl geçtiğini bilmiyorum. İkimizde bahsettiğimiz zaman dilimleri arasında gidip geliyoruz. Fırsatını bulur bulmaz, ya da sırtımızı yaslayacak kimliklerin bize uygun olduğuna karar verir vermez terk ediyoruz içinde bulunduğumuz zamanları.
- Ölüme inanır mısın?
Ona göre sorduğu sorunun bir önemi vardı. Her “zaman arası” yolculuğumuzda aynı soruyu sorardı çünkü. Ve benden hiçbir zaman net cevaplar alamazdı. Bu kez de tıpkı öncekiler gibi şaşırdım. Ama cevap vermedim, devam etti:
- Ölüme inanıyorum.. Ama Tanrı’nın bizi öldürdüğüne değil. Tıpkı rüya gibi aptal bir zekânın küçümsediği ve sırf bu yüzden uyanacağına inananlar gibiyiz değil mi? Silikleşiyor her şey görmüyor musun? Ölüm...... Sen ne düşünüyorsun?
- Ben? Ben mi?
- Etrafına bir bak, senden başka kim var?
- Kimse yok, yani varsa bile ben görmüyorum. Belki onlar bizi görüyordur ne dersin?
- Kimler? Neler saçmalıyorsun?
Ölüme karşı söyleyecek çok fazla şeyim yoktu. Vücudumun bir an önce endorfin salgılayıp bu kahrolası zaman dilimlerinden acısız silinmek istiyordum. Tek ve tek düşündüğüm buydu.
- Bir sonuca varmak seni neden bu kadar heyecanlandırdı ki? Eğer sonucu merak ediyorsan ölmelisin, fakat ölerek yalnızca sonu(nu) getirebilirsin. Sonucu ise Tanrı görür ve yine bildiğinin gerçekleşmesinden duyduğu zevkle üç bahar yaratıp hediye eder insanlığa.. Ruhunu soyunur, sıraya geçer, ben ve benim gibilerinin kendi sonlarını yaratmalarını beklersin. Ne kadar sıkıcı değil mi?
- Cesedimi yemek ister misin? Kötü kokum tüm ruhları öksürtecek kadar etkili olabilir. Sen buna ne dersin bay çok bilmiş!
- Ölümden korktukça senden nefret ediyorum. Bu demek oluyor ki,
- Bu demek oluyor ki, benim mezarımda yeşil ve çıplak bir adam göreceğim.
Ciddiyetsiz ve sapkın bir konuşmanın ortasındayım. Hangi asrın hangi yılında ve neredeyiz bilmiyorum. Tek bildiğim, bu vadide bizden başka hiçbir insanın olmadığı…
sürecek...
Kaan Özer



