I
nerede olsa yatarım ben. bir yastık verin başımın altına. bir yorgan örtünsün üstüme ve iliklerime ayrılık soğuğu ben uyurken uğramasın.
düşlerini yitirmiş aklım karışıkmış ne fark eder? rüyamda karabasanlar sevişmesin yeter. üzerime gelmesin bir filmden arta kalan paragraflar. v’nin çatal uçlarını batırmasınlar gözbebeklerime ve hugo siktirolsun gitsin o telefon kulübesinden. bir ana çıkıp doğursun deklanşörün göğsünden james’i. hugo öldü desin, öldürdüler.. ben de çizgi çizgi her seksiyona bunu getirdim. alın, leziz burukluğu sizin, tükürdüğü benim desin!
tamam kabul ediyorum; spektaküler bir iki sahne yok değil. kafasının üstüne raylar döşenmiş ve sırf bu yüzden durmadan zırlayan bir orospuyu yedi yıl yaza yaza bitirememek, üstüne iki kuşak yetişmiş insanlığa ön sevişme tadında senaryoyu pişirip pişirip sunmakta neyin nesi? peki tanrı neden üç numara yağmuru durmadan suratına çarpıyor diye düşündünüz mü? kostümleri film sonrasında venedik karnavalında kullanmak üzere sattılar.. rüyamda çırılçıplak, göğüsleri sarkmış, gözleri ıslak, ellerinden dua fışkıran ve sırf bu yüzden sevişmeye midemin el vermediği bir karşılaşmanın etkisinden uzun süre kurtulamadım.
II
beşer onar gelin üzerime ne çıkar? beşer onar izlemediler mi? her repliği ant gibi içmediler mi sanki? fragmanlarından bir iki kare koparıp, hatırlamadılar mı kasımın beşini? david bu kadar iyi çizmeseydi, ve armegeddon’un küllerini havai fişeğin gökyüzündeki dansına ortak etmeselerdi de, düşlerin kraliçelerine birer gamepad verip sincity’deki otuz bir martın coşkusundan elde ettikleri duyguları sorsaydık ne olurdu?
ne olacak.. natalie vizyon penceresinden emrah gibi gülümseyecek ve wachowski kardeşler matrixteki rezaleti örtbas edecek. sizlere de, yasaklanmış kanserli sarışınlar gibi, kelimeleri amerikan salatasına katıp, bir dişi eksik sosyalitenizi zenginleştirmek kalacak.
hem;
onlar olmasa
biz olmasak
sizler olmasanız
değil mi?
Kaan Özer - 24aralık2006
nerede olsa yatarım ben. bir yastık verin başımın altına. bir yorgan örtünsün üstüme ve iliklerime ayrılık soğuğu ben uyurken uğramasın.
düşlerini yitirmiş aklım karışıkmış ne fark eder? rüyamda karabasanlar sevişmesin yeter. üzerime gelmesin bir filmden arta kalan paragraflar. v’nin çatal uçlarını batırmasınlar gözbebeklerime ve hugo siktirolsun gitsin o telefon kulübesinden. bir ana çıkıp doğursun deklanşörün göğsünden james’i. hugo öldü desin, öldürdüler.. ben de çizgi çizgi her seksiyona bunu getirdim. alın, leziz burukluğu sizin, tükürdüğü benim desin!
tamam kabul ediyorum; spektaküler bir iki sahne yok değil. kafasının üstüne raylar döşenmiş ve sırf bu yüzden durmadan zırlayan bir orospuyu yedi yıl yaza yaza bitirememek, üstüne iki kuşak yetişmiş insanlığa ön sevişme tadında senaryoyu pişirip pişirip sunmakta neyin nesi? peki tanrı neden üç numara yağmuru durmadan suratına çarpıyor diye düşündünüz mü? kostümleri film sonrasında venedik karnavalında kullanmak üzere sattılar.. rüyamda çırılçıplak, göğüsleri sarkmış, gözleri ıslak, ellerinden dua fışkıran ve sırf bu yüzden sevişmeye midemin el vermediği bir karşılaşmanın etkisinden uzun süre kurtulamadım.
II
beşer onar gelin üzerime ne çıkar? beşer onar izlemediler mi? her repliği ant gibi içmediler mi sanki? fragmanlarından bir iki kare koparıp, hatırlamadılar mı kasımın beşini? david bu kadar iyi çizmeseydi, ve armegeddon’un küllerini havai fişeğin gökyüzündeki dansına ortak etmeselerdi de, düşlerin kraliçelerine birer gamepad verip sincity’deki otuz bir martın coşkusundan elde ettikleri duyguları sorsaydık ne olurdu?
ne olacak.. natalie vizyon penceresinden emrah gibi gülümseyecek ve wachowski kardeşler matrixteki rezaleti örtbas edecek. sizlere de, yasaklanmış kanserli sarışınlar gibi, kelimeleri amerikan salatasına katıp, bir dişi eksik sosyalitenizi zenginleştirmek kalacak.
hem;
onlar olmasa
biz olmasak
sizler olmasanız
değil mi?
Kaan Özer - 24aralık2006



