Şairler komik şeyleri sevmez . Onlar ağlak ve sümüklü çocuklardır. Elinden şiirini al ağlar, yağmur yağar ağlar, aşk terk eder ağlar, ekmek biter ağlar, tuttuğu takım kaybeder ağlar, ve eğer ağlanacak hiçbir sebep yoksa, o sebebin olmayışına da ağlar…
Gösterecek hiç bir şeyi yokmuş gibi sevgililerine ilk fırsatta şiirlerini gösterir ya da, sohbetin bir yerinde “şair ne demiş” diye söze başlar ( o şair kendisidir ) ve yazdığı en anlamlı cümleyi sarf etmesi için üç saniyesi vardır. Kızlar, tekleyen, Küçük Emrah gibi şiir okuyan ve aklının defterinde hazır cep mesajları biriktiren şairleri sevmez. Bunu bilir, bildiği aklına gelirse afallar, afalladığı an iç çeker ve aklına gelen ilk sözü söylemek zorundadır, söyler:
- Seni ne kadar sevdiğimiiiiii öğrenmek isterseğn vur kır kalbimiğ kalbimden akan kan yazacaktır isminiğ o zaman anlarsın sana olan sevgimiğğ..
- Selpak ister misin Kemal?
- Selpak nedir ki? kullanılıp biter. Gün nedir ki? Gelip giderğ. Ateş nedir ki? Sönerğ biter. Ama sana olan sevgim sonsuzdur, ancak mezarda biterğ
Hepimiz harbi olabilseydik eğer, ruhumuz bir kalıba oturtulmazdı değil mi? Mesela harbi olanların buluşmaya eriyik gittiğini biliyorum. Belediyenin antik taşlarını yalayarak olay mahalline gider, bu paspaliyet durumuna hanım kızımız pek iğrenir. Çünkü mertliğin üstünden koca İstanbul geçmiştir defalarca. Üstünde milyonlarca acı. Silksen ayaklarına dolanır, silkmesen yüzüne gözüne bulaşır. Hadi şimdi ver kıza cevap,
hani eğer verebilirsen…
Aslında cevap verilecek bir şey de yok. Hani bizler soruyu soramıyoruz diye sorular bize cevap anahtarıyla geldi. Her şey bundan ibaret. Ortada sorulacak soru da yok.
Bedavacı topluma uğraşı, uğraşıya ekmek parası maksat.
Maksat, sorunun sırtından geçinen kopyacıyı başarıya ulaştırmamak.
Ama kopyanın maksadı başarıya ulaştırmak, kopyacının maksadı da ulaşmaksa, kopya + kopyacı = başarıdır. Enselenme riskini de başarı öncesi elde edilmesi muhtemel değerden çıkarırsanız size öğretinin orta parmağı ile işaret parmağı arasından gülümseyen başparmak kalır. Yarışmalara da bu yüzden katılmaz mıyız? Tek yapmanız gereken akşamları herhangi bir kanalı tuşlamak ve telefon numarasını çevirmek. (Size embesil gibi davranan sunucuya, onun sizi duyacağı şekilde küfretmedikten sonra) yarışmayı kazanmamanız için önünüzde hiçbir engel olmadığını göreceksiniz.
Ne diyorduk, harbicilik.. dobra dobra olmak. yada tüfeğin namusuna ince ince girip orgazmik erozyona sebebiyet vermek. Hangi anlamı iliştirirseniz iliştirin, harbiciliğin girişken bir yapıya sahip olduğu gerçeğini yalanlayamazsınız. Sevgilinizle romantik bir akşam yemeği yerken harbi olmayın. Onların koltuk altınında terleyebildiğini, dişlerini zaman zaman fırçalamadığını, her insan gibi tuvalet ihtiyaçlarını oturarak karşıladığını, bazı durumlarda tuvalet kâğıdı kullanmadıklarını, uyurken horladıklarını, uzun tırnaklarıyla popolarını kaşıdıklarını, ayaklarının koktuğunu, yalnızken burnunu karıştırdıklarını, depresyon zamanlarında duş almadıklarını, gözlerindeki çapakla bazen akşamı ettiklerini düşünmeyin. Düşünseniz de onlarla paylaşmayın. Çünkü kimse neden işiyorsun bacım höyt! diyemez. Romantik dedik; yani mum, şarap, meze, kadın ve seksin bir arada olduğu andan bahsediyoruz. Mantığın sızladığı, duygular ve hayallerin bodoslama kucağımıza oturduğu anlar. Romantik bir akşam yemeğinde eğer sevgilinizle şöyle bir diyalog yaşamışsanız, Dünyanın en çok gökdelene sahip altıncı Ülke’sinde yaşadığınızı hatırlayın ve en yakın yükseltiden kendinizi baş aşağı bırakın.
- Turkcell messenger’ı yazan kişiler arasında bende varım
- yaaa
- evet. mesela ben şu an isteyeyim, senin kimlerle mesajlaştığını, kimlerle neler konuştuğunu ve gün içinde nereye gidip nerede vakit geçirdiğini saniye saniye öğrenebilirim
- hımm. demek o kadar hekırsın sen
- artık bıraktım bu işleri. Fuzuli vakit kaybı.
- Şimdi ne tür işlerle uğraşıyorsun?
- Turkcell gibi yeni bir sim kart yazılımı kodluyorum. Bitmek üzere. Yüz elli yılımı verdim bu işe.
- Yüz elli mi ?
- Yüz elli mi dedim? iki yüz o iki yüz..
İki yüz mü bilmem ama öküzsün sen öküz.
Bir erkek, neden bunları sevgilisine anlatır ki? Kızın saf olduğunu farz edelim, erkeğin gerçekten bunları yapabildiğine inanır ve korkup bütün diyalogunu en kısa sürede keser. Kızın normal olduğunu düşünelim, bütün bu yaşananların romantiklikten çok uzak olduğuna karar verir ve erkeği sıkıcı bulup terk eder. Kızın zeki olduğunu kabul edelim, böyle bir palavraya inanmaz ve terk eder. Kızın sevici değil de, yiyici olduğu ihtimalini değerlendirsek bile, hiçbir kız, palavracı bir erkeğin yataktaki çığlığını samimi bulmaz. Onlar yatakta çok başarılı olduğunu düşünür ama kız, başarılı erkeklerin başarılıyım demediğini pekâlâ bilir.
Bunca zırvadan sonra şairlerin komedyasına dönmek isterdim ama, kadınların koltuk altları terlemişse, ve ben onlara sırılsıklam sarılmışsam,
sonra erkeğin biri çıkıp üzerinden İstanbul geçmiş harbiciliği sırtlanıp “bende varım” diyebilmek için eziliyorsa,
ve bir palavracı çıkıp bütün karizmamızı yerle bir ediyorsa,
şair ağlaktır,
şair duygusaldır
şair yazardır
şair harbidir
şair bütün bunların toplamında erkektir..
Kaan Özer




Yorumla
Benim gibi istisnalar hariç, bana şiir yazan erkek henüz çıkmadı ama ben çok erkeğe şiir yazdım,tabii bu anlattığın cinsten erkekler olmadı hiçbir zaman. Keyifli bir denemeydi Kaan, düşünsel gücüne ve harbiciliğine sağlık.
Sev(g)iyle~~
evet bu kadar akıcı ve sevecen cekici bi yazı olabilir tşk düşüncelerine saglık batum limanında bile okur okur şarab içe bilirim ::::::::::::::::::::)()))))